30 Mart 2016 Çarşamba

Viyana Kuşatma Sonrasında Yaşananlar

İki Tutsağın Başının Kesilmesi


GÜNEŞ doğarken sadrazamın bütün maiyeti tepeden tırnağa silahlanmış bir halde davul ve sancakla birlikte cellat çadırının önünde toplandılar. Savaşa hazır durumda beklediler. Tımarlı müteferrikalarla çavuşlar bütün silâhlarım kuşanarak hazine çadırı önünde nöbete geçtiler.


Bu arada Maraş Beylerbeyi Ömer Paşa’dan, gâvurların çekildiği yolunda bir haber geldi. Bunun üzerine bir iki saat daha beklendi; fakat düşmandan hiç bir eser görünmeyince, her ihtimale karşı hazır bulunmak şartıyla herkesin çadırlarına çekilebileceği emri verildi.


Macarlardan arabalarla çok miktarda erzak gelip Cellat Çadırı önünde İslâm askeri için satılığa çıkarıldı. Tarsus Sancakbeyi Receb Ağa tutsak alınmış iki Hristiyan askeri getirdi. Sorguya çekildikten sonra kafaları kesildi. Atlı Beyin oğlu tarafından genç bir tutsak gönderildi. Hemen cellata teslim edildi.’


Bu arada din düşmanlarının öncüleri, Kara Mehmed Paşa’nm bulunduğu kıyı boyundan ve manastır yolundan ilerleyerek İslâm cephesinde kavgaya susamış gazilerin üzerine aç kurtlar gibi saldırmışlar. Onlar da iki üç yüz kadar gâvurun büyük bir kısmını tepeleyip iki kelle almışlar.


Sadrazam, Kara Mehmed Paşa’nın haberini alıp Allahsız gâvurların İslâm askeri üzerine kudurmuş domuzlar gibi saldırmış olduğunu öğrenince, kendisinin bütün maiyeti ve hizmetkârları derhal silahlanıp savaş düzenine sokuldu. Ayni anda yeniçeri ağası da huzura çağrılıp kendisine yaya kapıkulu yeniçerileriyle savaş alanında topların önüne siper hazırlaması buyruğu verildi. Yeniçeri Ağası derhal bu emri uygulamaya koştu. Arkasından Sadrazamın Kethüdası Gürcü Ali Ağa savaşa hazır kılınmış maiyet birlikleriyle söz konusu yere gitmek üzere hareket etti. Yenilmez devletlû Sadrazam otağında kalıp yanında kalanlara her an dikkatli ve uyanık olmalarını buyurdu.


Daha sonra savaş bölgesinden bir kelle ile iki tutsak getirdiler. Her iki tutsağın da başı uçurulup zavallı vücutları zaman defterinden silindi.


Bu arada kale duvarının altına konmak üzere hazırlanan lağım deliğinin dört arşın kadar kazıldığı ve çok yakında barut koyulması kararlaştırılan noktaya varılacağı haberi geldi.


13 Eylül Pazartesi


Sadrazam bugün yukarda sözü edilen yerden yola çıktı. Öğleden az; önce üzerine yaya köprüsü kurulmuş bir ırmaktan geçti ve bir çayırlıkta mola verdi. İkindiden önce buradan da yola çıkıp akşam ezanında C56) adlı bir yerde geceyi geçirmek üzere konakladı.


İslam Ordusunun Utançlığı


Sadrazam ertesi sabah buradan da yola çıkıp öğleden Önce Raab ve Rabnitz suları üzerindeki köprüleri geçti. Öğleye doğru Raab ovasına varıp Silistre Beylerbeyi Myliteni i Mustafa Paşa’nın çadır önünde atından indi. Mustafa Paşa ile Erdel Kıralı Apâfy Mihâly, Sadrazamı köprübaşında karşılamışlardı.


Budun Beylerbeyi Vezir Koca Arnavut İbrahim Paşa’nın savaş meydanında herkesten önce bozulmakla kalmayıp, üstelik Yanık’a da bir gün önce geldiği haberi Sadrazamın kulağına gidince, aralarındaki eski bir hesabı görmenin tam zamanı olduğu kanısına vardı.


Korku verecek bir İbret olsun diye İbrahim Paşa’nın idamına karar verdi. Daha önce Yanık’tan Viyana ya gelmesi buyruğunu İbrahim Paşa’ya götürmüş olan Ulak Çelebi Ahmed Ağa kendisine gönderilip Sadrazamın huzuruna davet edildi. İbrahim Pasa hasta olduğu ve gelecek durumda bulunmadığı için “Sadrazamın fermanları neyse bildirsinler” şeklinde karşılık yolladı. Bunun üzerine, Sadrazam büyük bir Öfkeye kopildi ve cezasını hiç geciktirmeden derhal vermek İstedi. Aynı ulağı bir daha gönderip “Hastaysa bir arabaya binip gelsin, görüşülecek çok önemli bir mesele vardır” diye buyruk yolladı.


Bu sefer İbrahim Paşa, Allahın dediği olur, diyerek atına bindi. Sadrazamın otağı önünde büyük bir ölüm korkusu içinde atından indi. Sonbahar rüzgârına tutulmuş sarı yapraklar gibi titreyerek Sadrazamın huzuruna girdi ve eteğini öptü. Sadrazam terbiye gereği verilmesi töre olmuş hiç bir karşılık vermediği gibi, hatır saymayı belirtecek en küçük bir davranışta da bulunmadı.


Öfkeden köpürmüş bir halde paşanın üstüne yürüyüp çok ağır şekilde azarladı:               “Behey Allahsız Koca mel’ûn!” diye bağırdı. “Bunca zamandır seni Padişahımızın öbür vezirleri yanında yüceltip, gayretli ve sadık bir kul olduğunu söyleyip durdum. Senden ne zaman bir mektup gelse, içinde hep Viyana kalesi kolayca alınır, çok küçük bir garnizonu vardır, buraya bir sefer açmak çok yerinde ve çok yararlı olur sözleri bulunurdu. Şimdi ise, sen, savaş meydanında gâvura karşı hiç bir direnme göstermedin, herkesten önce kaçmağa koyuldun ve böylece İslâm ordusunun toptan bozulmasına sebep oldun. Ondan sonra da ölümü hak ettirecek böyle bir suç işlediğini aklına bile getirmeden, kendi kendini öncü kuvvetleri tayin edip Sancak’ı Şerifi bey ordunun kumandanını da yüz üstü bıraktın ve buraya koşup geldin. Büyük yararlıklar yapmış gibi de çadırına yan gelip yattın!”


Bu azarlara karşı İbrahim Paşa, hiç bir şey ifade etmeyen birkaç özür ileri sürdü; fakat bunlar bir işe yaramadı. Çavuşbaşı’na teslim edildi. Aynı saatte kendisine öteki dünyanın yolu hazırlanıp, bir daha açılmamak üzere hayat defteri kapatıldı. (Allah rahmetini en bol şekilde ona da nasip etsin!) Budun vilâyeti, Diyarbekir Beylerbeyi Kara Mehmed Paşaya verildi. Kendisine kürklü hilat giydirildi. Diyarbekir vilâyeti de kısa bir süre önce Kahire Beylerbeyliğinden azledilmiş bulunan eski bostancı başı Vezir Boşnak Osman Paşa’ya verildi. Gerekli ferman gönderildi. İdam edilen paşanın bütün eşyasına, develeri ve diğer hayvanlarıyla, ona ait olup da ordugâhta bulunan nesi varsa hepsine el konuldu. Devlet hazinesine gelir kaydedildi. Aynı gün saray müteferrikalarından Padişahın davar emini İbrahim Ağa, idam edilenin haznedar ve kethüdasıyla birlikte, Budun ‘da bulunan bütün mallarına el konulması için posta atıyla gönderildi.


İslâm ordusunun diğer savaşçıları da bitkin, şaşkın, yoksul ve utanç içinde ordugâha geldiler. Çoğunun çadırı yoktu. Çırılçıplak bir halde açıkta konakladılar.


Yüreğinde bir avrat kadar bile cesaret bulunmayan şu Tatar Hanı denilen kancık, bir gün önce buraya gelmiş ve Yanık önünde konaklamış. Onun yaptığı şekilde bir döneklik şimdiye kadar hiç bir Tatar hanında görülmemişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.