24 Mayıs 2016 Salı

Kötü Ruhlar, Cinler, Şeytanlardan Bir Takımının Kimlikleri

 


(Yak) Kötü bir takım ruhlardır. Kötü ruhlardan biri. Yahut kötülük tanrısı.


(Al) ölmüş bahaların ruhudur. Bunlar Erlik Han’ın idâresinde bulnurlar.


(Al) ölen bir adamın, daha önce ölmüş arka-balarından birinin ruhu bu adı taşır. Aldacı, Süne adındaki ruh ile ölü evinin etrafında dolaşır. Şaman yahut Kam temiz ve kutsal tanındığından Aldacı tarafından  kirlenmemek için ölü evine girmez, başkalarına bile bir hafta ölü evinden eşya verilmez ve içeri alınmaz. Ölümden kırk gün sonra, ölü evinde bir tören yapılır, yemekler yenir. Törene önce Şaman gelir. Ardıç ağacı ile tütsü yaparak Aldacı’yı kovmaya çalışırdı. Aldacı’lara ölüm ruhları da denir.


— (Al) Erlik Han’ın emrinde bulunan kötü ruhlardan biri.


— (Yak) Çıban denilen yarayı insanlarda yapan ruh.


— (Yak) Kötü ruhların koruyucusudur. “Kara neme’ler bunun emri altındadır.


— (Al) Yerin altında yaşayan ve Erlik Han’ın emrinde bulunan kötü ruhlardır. Bunlar; şeytanları insanların üzerine yollayarak onlara çeşitli eziyetler verdirir. İnsanlar bu eziyetlerden ancak kurban sunmakla kurtulabilirler. En makbul olan da kara renkli hayvandan verilen kurbandır. Bunlar çok yemek yer ve doymazlardı. Bunların bir adı da Yek’tir. Ölüm hastalıklarını insanlara musallat eden ruh.


— Cığılar bir takım cinlerdir. (İki bölük birbiriyle çarpıştığı zaman, bu iki bölüğün vilâyetlerinde oturan cinler, kendi vilâyetlerinin halkını kollamak için çarpışırlar. Cinlerden herhangi taraf Çor (Çar)yenerse, onlardan yana çıktığı vilâyet halkını da yener. Geceleyin bu cinlerden her hangisi kaçarsa onların bulunduğu vilâyetin hakanı da kaçar. Türk askeri geceleyin cinlerin attıkları oktan korunmak için çadırına saklanırlar. Bu, Türk’ler arasında yaygındır.


Divan-ı Lûgat-üt Türk. Cilt: III.  (Al) Şaman inanışlarına göre insan bedeninin dışında, ama yine insanla beraber bulunan kötü ruhlar vardır ki onlara bu ad verilmiştir. Yine Şamanlara göre Çor; (Cin) demektir. Şimdi bile Anadolu’nun bazı yerlerinde (Çor vurdu: Cin çarptı ve hastalandı) derler.


— (Al)  Çorabaş, Şaman dualarında geçen bir ruh. Bunun doksan koyun derisinden kürkü, seksen koyun derisinden külâhı vardır.’


Dahtalır-Tarah —(Yak) günahkârların gittiği yerde bulunan Edimnu’lar büyük bir ruh.


— (Süm) Hortlak denilen kötü yaratıklardır. Aşi-pu’lar bu kötü varlıkların fenalıklarından korunmak isteyenlere efsun yaparlar.


Ege’ler — (Uy) Cehennemde zebani görevli kötü bir varlıktır.


Gidim— (Et) Ölen kimsenin ruhuna denildiği gibi, kötü ruhlara ve cadılara da bu ad verilir.


Karaçor. — Kuzey Türk’leri kötü ruhlara bu adı verirler.


Kara neme’ler— (Yak) Arsan Dolay’m emrindeki kötü ruhlar.


Kara Ozot’lar — (Al)Yeraltı âleminde Erlik Han idâresinde. Kökmen bulunan kötü ruhlardan bir grup.


—(Al) Şaman dualarında geçen bir ruh. Bunun altmış koyun derisinden kürkü, seksen keçi derisinden külâhı vardır.


Körmös’ler— (Al, Yak) Kötülük tanrısı Erlik’in yeraltı âlemindeki yardımcılarıdır. Körmös’ler içinde iyilik yapanlar da vardır ki onların adına kurbanlar kesilirdi. Bir inanışa göre Körmös her ölüden ayrılan bir ruhtur. Eğer o ruh iyi bir adamın ruhu ise iyi körmös’tür, o dünyada kalır. Bunların işi gücü iyilik yapmak, kötülük yapan Kömös’ler ile mücâdele etmektir.


Kötü Körmös’ler âhiret âleminde, cehennemde görev almışlardır. Bu Körmös’ler dünyaya da çıkar, evlerin etrafında gezer, içeri girmeye fırsat ararlar. Eve girebilirlerse fenalık yapmak için saklanırlar, insanları öldürmeye çalışırlardı.


Erlik Hanın oğulları babaları gibi değildir. İyilik yapmayı severler, insanları fena körmös’le-rin şerrinden korumak için dünyada bulunurlar, evlerin, obaların kapı bekçiliklerini yaparlar. Bunlar, Körmös’lerden birini yakalayacak olursa hemen cehennemde kaynamakta olan (Kazırgan) adındaki büyük kazana atarlar, orada cezalarım görürler. Körmös’ler birbiri ile de geçinemezler, aralarında kavga eksik olmaz. Çok ta pis boğazlıdırlar. İnsanları yemekle bir türlü doymazlar.


Altay Türk’leri, bütün hastalıkları, ölümleri bunlardan bilirdi. İnsanların vücudunda olan yaraların da körmös’lerin ısırmasıyla olduğuna inanırlardı. Çok hiylecidirler. İnsanlara sokulabilmenin yolunu bilirlerdi.


İşte Erlik’in oğulları insanları bunlardan korumaya çalışır. İyilik yapan Körmös’ler için kanlı, kansız kurbanlar verilir: (Kansız kurbanlar; kullanılmamış taze şarap, hayvanların İlkbahardaki temiz sütleri, çay kırıntıları, arpadan yapılmış bir içki, kavrulmuş arpa unu, sütten yapılmış bir bulamaç. Yine bu körmös’lerin adına yapılan putların üzerine konulan arpa ve buğday demetleridir. Kanlı kurbanlar ise, kısrak, keçi ve koyundur. Ama bu kurban kesilmez, boğulur. Hayvanın ağzım, burnunu tıkayıp dört ayağını dört tarafa çekerler: Bu kurbanların eti tören yerine yakın bir kazanda pişirilir.) Bir takım dualardan sonra bu etler yenilir.


Bir takım kötü ruhların anasıdır. İnsanlar bundan korunmak için kurban keserler.


— (Al) Yeraltı âleminde Erlik Han’ın emrinde bulunan bir takım azap verici kötü ruhlar


— (Al) Bir takım zebanilerdir. Günah işleyen insanları cehennemdeki kazanlara atar ve çeşitli azaplar çektirirler.


— (Al) İnsanlarla hayvanlarda bulunan ruhtur. Ama Süne istediği zaman insandan ayrılarak gezer, kimseye görünmez. Ancak Şaman’larla, bazı kutsal sayılan insanlar, bazen da köpekler görülürler. Süne’yi görebilen insanlara (Köspekçi) derler. Eğer bu adamlardan başka herhangi bir adam Süne’yi görürsev öleceğine alâmettir. Süne, insan öldükten sonra yeraltı âlemine gider, orada kendisini Erlik Hanim beraberindekilerden Yula karşılar.


— Etrüsk cinlerindendir.


— (Etr) Kartal gagalı, Eşek kulaklı, Yılan saçlı bir cindir. İnsanlara azap verir.


— (Et) Fenalık yapan bir takım- cinlerdir.


— Cesteni bey hikâyesinde geçen büyük bir Cin.


— Budist Uygur’lara göre kötülük ve ölüm veren bir ruhtur. Yeraltı âleminde bulunur.


— (Al) İnsanın ve hayvanın beraberinde bulunan ruhtur. Yula istediği zaman insandan ve hayvandan ayrılır, gezer. Yula, insanlara rüyalarda görünür. Şaman’ların kurban törenlerinde bulunur. Şaman’la birlikte göklere, yer altına seyahat eder. Yula da Erlik Han’ın emrinde bulunan ruhlardandır.

17 Mayıs 2016 Salı

Türk Mitolojisinde Gök ve Yeraltı Âlemi

Göklerin Katları ve Göklerde Bulunanlar


Tanrısal ikametgahlar; katlara ayrılmış göklerdedir. Başka bir deyimle gökler; büyük tanrılarla iyi ruhların, perilerin ve meleklerin kâinat çapında bir apartımanı halindedir. Cennetler, meşhur (Süt gölü) ve Kara Han’ın yarattığı (Sürve dağı) da, Ülgen’in katındaki cennetlerin birinde bulunmaktadır.


Güneş, ay, yıldızlar gibi natürist tanrılar ise, yerlerini almış, gökler âlemine, dünyaya ışık dağıtırlar. Taoist’lerin dört yönü idare eden tanrı ayarındaki dört temsilcisi ile Göktürk’lerin boşluğun dört yönünde bulunan, Türk bölgelerini koruyan renk ve hanlıkla vasıflandırılan tanrıları da boşluk âleminin birer kutsal kahramanıdırlar.


Tanrı sayılan bozkurt, Eti’lerin, Elamlı’ların kutsal boğaları güneş tanrı Şamaş’ın kudretli kartalı, fırtına tanrısı Teşup’un korkunç boğaları ile tanrının beyaz devesi ve (Aidar Erkanı) masalında görülen tanrının kuyruksuz mavi kurdu gök sakinlerinin kadrosunda bulunmaktadır.


Büyük tanrılardan katları ile yerleri belli olanlara gelince; Gök tanrısı Anu, Sümer’lerin Anosmas dedikleri göklerin yüksek yerindeki saraymdadır.


Altaylı’larm büyük tanrısı Kara Han ile oğlu Ülgen de Şaman’larca on yedi kat kabul edilen göklerin üst katlarında oturur. Göktürk’lerin, Yâkut’larm, Akkat’larm ve Elamlı’larm büyük tanrıları da bu katlarda yerleşmişlerdir.


Yakut’larm Kayadşn’ı dokuzuncu, Altaylı’ların Günana’si yedinci katta, Ayata’sı altıncı katta, Yakut’larm Orangay’ı dördüncü, Kuday ile tanrıça Ayzıt üçüncü katta otururlar.


Sümer’lerin bir kısım tanrıları da yıldızlarda oturmayı uygun bulmuşlardır. Tonguz’lara göre de, Yedinci kat gökte Güneş,, altıncı katta ay bulunmaktadır.


Göklerden İnenler


Göklerin hangi semtinden geldikleri, nasıl türedikleri açıklanamıyan,  yere inmiş insanlar ve yaratıklar vardır. Eski Türk Han’larından da bazıları gökten yere inmiş, öldükten sonra yine geldikleri yere dönmüşlerdir. Bunların içinde, güneşten gelenler de vardır. Sienpi’lerde ilk hükümet kuran (Tan-Şe-Huvang) da babası olduğu halde, annesi bir gün gök gürlerken göğe bakmış, bu sırada gökten ağzına bir dölü tanesi düşmüş, kadın bundan gebe kalmıştı ki bu hükümdarın da ilk hayat maddesi böylece gökten inmiş bulunmaktadır.


İnsanın yaradılışı hakkındaki bir Budist efsanesine göre de: tanrı güzel bir kız olan (Rin ta Riod gar) ı gökten yere indirmiş ve insanlar bundan türemiştir.


Gökten nur ve ışık içinde inenler de vardır :


Oğuz’un karısı gökten nur içinde indiği gibi, bir sabah Oğuz’ un çadırına yine nurlu bir ışık içinde giren kurt ta gökten inmiştir. Hulin dağı’nın üstündeki ağaca nur inerek ağaç gebe kalmış, beş çocuk doğurmuştur. Buğu Tekin’in odasına gökten nur içinde bir tanrıça da inmiş ve tanrısal öğütler vermiştir.


Kutsal (Yeşim Taşı) da gökten inen bir nurdan vücuda gelmiştir. Türk kahramanı (Alp Er Tonga) nın, Iranlı’ların düşmanı olan (Zini Gâv) ı öldürmesi üzerine, gökten (Altun Yaruk) denilen ışık Türk kahramanının üzerine inmiştir.


Gökten inmiş yaratıklar içinde ön safta at gelir. At, Şama-nist Türkler ve Moğollarca gökten inmiş, Yâkut’larca güneş âleminden gelmiştir. Mazdaist Türklerin tapmaklarındaki bakırdan At da gökten inmiştir.


Kahraman Gılgamış, Tanrıça iştar’ın sevgisine iltifat etmeyince, tanrıça öfkelenmiş ve Gılgamış’ı öldürmek için bir boğa göndermesini babası Anu’dan istemiş. O da kızını kırmayarak gökten bir boğa göndermiş ise de Gılgamış ile arkadaşı Enkidu, bu boğayı öldürmüştür.


Kayın ağacı dahi, Ülgen tarafından Tanrıça Umay’a gökten gönderilmiştir.


 

15 Mayıs 2016 Pazar

Tarihteki İlk En Büyük Kahraman; Herakles

Eski Yunan’ın en büyük kahramanı Herakles’ti. Atina’dan başka bütün illerde Theseûs’tan önce anılırdı adı. Atinalıların düşünce yapısı, öteki Yunanlılardan değişik olduğu için, kahramanları da değişikti. Yalnız beden gücüne bakmazdı Atinalılar, akıl gücü de onlar için sön derece önemliydi Theseus, akıl gücüyle beden gücünü kendinde toplamış bir insan olduğu için kısa zamanda Atina’nın gözbebeği olup çıkıvermişti. Atinalılara bakılırsa, ondan üstünü yoktu ölümlüler arasında. Öteki Yunanlılara kalırsa, ölümlüler içinde en büyük, en üstün kahraman Herakles’ti.


Herakles’in inanılmaz gücü kendisini aşırı derecede gururlu yapmıştı. Ünlü kahraman, yerinin tanrılar arasında olduğuna inanır, ara sıra da ölümsüzlere kafa tutardı, ölümsüzler pek bir şey diyemezlerdi ona, bazı kereler yardımını bile isterlerdi onun. Devlerle tanrılar arasındaki savaşta Herakles tanrıların yanım tutmuş, attığı oklarla devlerin yenilmesini sağlamıştı. Bir keresinde de Apollon’a kızmış, onunla savaşmaya kalkmıştı. Delphoi tapınağının bakıcısına bir soru sormuştu Herakles. Bakıcı onun sorduğu soruya cevap vermeyince, zavallı kadıncağızı kaldırdığı gibi götürmüş, kendi adına bir tapınak kurmaya kalkmıştı. Bakıcısına böyle bir şey yapılmasından hoşlanmayan Apollon, cezalandırmaya kalkmıştı Herakles’i. Herakles tanrıdan korkmamış, ona kafa tutmuştu. Araya Zeuş girmeseydi büyük bir kavga olacaktı.


Aslına bakılırsa, Herakles’ten Ödü kopuyordu Apollon’un. Ama tanrılık bu, herkes ne derdi sonra. Zeus’un araya girmesiyle yatışmış göründü; bakıcısına söyleyip, Herakles’in istediği cevabı verdirdi.


Kendi gücüne beslediği büyük inanç yüzünden hiçbir şeyden yılmazdı Herakles. Kendisini yense yense ancak büyü, ya da insanüstü bir güç kullanan tanrılardan biri yenebilirdi. Sonunda da öyle oldu zaten. Hera, büyüyle sırtını yere getirdi onun. Ama yaşadığı sürece Herakles’i karada, denizde, havada kimse yenemedi.


Zekâ bakımından ünlü kahramanın pek öyle gelişmiş olduğu söylenemezdi. Bir gün sıcaktan bunalmış, güneşe ok atarak onu söndürmeye, böylece serinlemeye çalışmıştı. Bir gün de denizde giderken dalgaların gemiyi sarsmalarına kızmış, eğilerek sulara uslu durmalarını, yoksa hepsini cezalandıracağını söylemişti. Duygu açısından ele alınınca, Herakles’in çok ince bir kişi olduğu görülürdü. Hylas’ı yitirdiği zaman Argo gemisinden çığlık çığlığa, üzüntü içinde ayrılışı: daha önce anlatılmıştı. Bu aşın duygululuğun ara sıra zararları da dokunurdu kendisine. Çabuk Öfkelenir, her yanı kırıp geçirir, öfkesi yatışınca da yaptıklarına pişman olurdu. İşte o zaman kendisinin cezalandırılmasını isterdi. Zaten kendisi İstemeden ünlü Herakles’i cezalandırmak kimin elinden gelirdi ki. Onun kadar çok ceza çekeni görülmemiştir ölümlüler arasında. Kendi isteğine rağmen, onu cezalandırmaktan korkanlar da olurdu ara sıra böyle durumlarda Herakles, kendi kendisini cezalandırırdı.


 

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Cisimli Ve Cisimsiz Tanrılar

İlkel büyük tanrıların bazıları cisimsizdir. Yalnız adları vardır, görünmezler. Büyük kudretlere sahiptirler.


Tabiattaki büyük varlıklardan tanrı tanınanların çoğu kendi adları ve cisimleriyle bilinir. Başka adlarla bunları temsil eden bir takım tanrılar ise vasıflarına göre ad alır. Bunların yalnız ruhları var, cisimleri yoktur.


Tanrılardan cisimlendirilmiş olanların bir kaçı şunlardır :


Ülgen, Erlik Han ve Ülgen ile Erlik Han’ın kızları, oğulları insan şeklindedir. Yakut’ların güzellik Tanrıçası Ayzıt, Elamlıların tanrıçası Enşuşinak güzel birer kadındır. Sümer’lerin Ninlil, Nane (İştar) adındaki tanrıçaları da gür saçlı, kabarık göğüslü birer kadın olarak cisimlendirilmişlerdir. Sümer ve Hitit tanrılarının çoğu sakallı birer insandır. Bunlardan bazılarının başında bir külâh, bazılarının da tanrılıklarım gösteren iki yahut dört boynuzlu taç bulunur.


Yakın doğu Türk tanrıları da savaşçı birer insan halinde gösterilmiştir. Bazı bitkiler de tanrı tanınmakla beraber, tuzlu suyu temsil eden ve bir adı da (Ummi Khudur) olan Tiamat dişi, ikinci kocası Kingo erkek birer dev olarak, Lakhamu ve Lakhamu adındaki tanrı ayarında sayılan iki kutretli varlık ta birer büyük yılan olarak cisimlendirilmiştir.


Yakut’ların büyük tanrısı Ulu Toyun da, bazan bulutlar arasında bir dev, bazan da dana, geyik ve köpek olarak görülür .


Totemik Tanrılar


Hayvanların, bitkilerin insanda yarattığı çeşitli etkilerden doğan inanışlarla tanrı tanınmalarıdır. İnsanlar cetlerinin de bunlardan geldiğine inanırlardı.


Animist Ve Natürist Tanrılar


Gök, Güneş, Ay, Yıldızlar, fırtınalar, gök gürültüleri, yıldırımlar, ağaçlar, dağlar, taşlar, denizler, sular, büyük nehirler ve tabiattaki başka bir takım varlıklarda hatta hayvanlarda birer ruhun bulunduğuna, bunların kudret sahibi olduklarına inanılır ve tanrı tanılırdı.


Zoomorf Tanrılar


Arslan, at kurt, yılan, boğa ve grifon gibi bir takım hayvanların şeklinde olan, yahut bunların organlarından kompozisyon yapılarak cisimlendirilen tanrılardır.


Antropomorf Tanrılar


Bu tanrılar, bir istihale neticesi ve zamanla insan şeklini almış değildirler. Yukarıda da denildiği gibi daha ilkel tanrılar arasında bile; Altaylı’ların, Ülgen’i, Erlik’i insan kılığında gösterilmiştir. Hitit’lerde, Eti’lerde, kısmen Sümer’lerde bu tip tanrılar daha çoktur.


Tanrı Aileleri, Tanrıların İnsanlarla İlgileri:


Antropomorf tasavvur edilen tanrıların insanlarla münasebetleri daha çok görülüyor. Sümer tanrılarının bir kısmı bölgelerinin idaresi ile görevlendirilmiş, insanların yakından koruyucusu olmuştur.


Bu tip tanrılar, insanlara, bitkilere bereket, bolluk verir., insanları, daha çok sanatı olanları korur, adalet işlerine bakar. İnsanlar da onun emrinde bulunur, onlara hoş görünmek için dualar eder, kurbanlar keser, ama insanlar günah işlerse tanrılar da hışımlarını esirgemezler.


Yakın doğuda, özellikle Sümer’lerde; tanrıların yaşayış tarzı ve ihtiyaçları da insanlarınki gibi ayarlanmıştır. Onlar da insanlar gibi yer, içer, çalışır, onların da evleri, aileleri, çocukları bulunur; Atları, arabaları, hayvanları, sürüleri, hizmetçileri olurdu. Ama bu tanrılar insanlara görünmezler. Bazı olağan üstü hallerde birden görünür, nasihat eder, tenbihte bulunur, çekilir di.


Bu tanrılarla insanlar arasında esaslı ayrılık şurada idi:İnsanlar ölür, acizdir. Tanrılar ise ölmez, kudretlidir.


Tanrılaştırılanlar


Tanrılar kategorisine girmesi gereken ve temsili olarak şahıslandırılmış olan bu tip tanrılar genel olarak şöyle kısımlandırılabilir.


a) Kozmik varlıktan birinin adım taşıyarak natürist tanrılar araşma girebilen Oğuz’un oğulları.


b) Taoist’lerin kutsal tanıdıkları boşluğu dört yöne ayırarak, her yönün idaresini vermekle tanrı tanıdıktan dört hayvan.


c) Göktürk’lerce renklerle, Han etiketi ile tanrılaştrılarak Türk bölgelerini idare edenler.


Bir de; Hanlar, kıratlar, kahramanlardan da tanrılaştırılanlar vardır ki, taşıdığı özellikler ve kudretler, zaman geçtikçe insan hayalinden materyel ve kuvvet alarak büyütülmüş, nihayet bunlar da tanrılığa çıkarılmıştır.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Türk Mitolojisinde Sudan Çıkan İnsan Ve Yaratıklar  

Beş kutsal unsurdan biri olan su; içinde çeşitli ve sayısız hayatı barındırdığı gibi, dünya üzerine gönderdiği insan ve yaratıklar da olmuştur:


Türkler arasında da yaygın efsâneye göre; Yarısı insan vücudu, yarısı balık olan (Oannes), Basra körfesi sularından çıkan insandır: Bunun başı ‘ve sırtı Balıktır. Gündüzleri karaya çıkar, akşama kadar yemeden içmeden yeryüzün-deki İnsanlara bilgi vermeğe çalışır, akşam olunca yine denize girer, geceyi suların altında geçirir. Büyük Tanrı Kumarbi’nin Ullikummi adında bir oğlu olmuştur. Onu, babasının tavsiyesi üzerine, gök ve yer üzerinde tutan Upelluri adındaki devin sağ omuzu üzerine koydular. Bu çocuk Diyorit taşından yapılmıştır. Upelluri’nin omuzu üzerinde, denizin dibinden ve suların içinden yukarı doğru büyümeğe başladı. Az zamanda yükselerek göklere kadar uzandı.


En kıymetli ve cins atlar için de, sudan çıkan bir aygır efsanesi vardır : Bu efsaneye göre, sudan çıkan bir aygır, orada rastladığı bir kısrak ile çiftleşmiş, en cins atlar bunlardan türemiştir ki bu atlar denizleri de yüzerek geçerdi.


Bir efsaneye göre de bir ırmağın suları içinden koyun çıkarmış. Kainatın yaradılışında yalnız Kara Han ile sular vardı. Tatlı sular; yer – su’larla, tuzlu sular da Tiamat ile temsil ediliyordu. Bunlar beraber oldular. Lakhumu ve Lakhamu adında iki büyük yılan türedi.


Ağaçlar Ormanlar


Türkler arasında ağaç kültü de geniş yer almaktadır. Başka milletlerde olduğu gibi, Türklerde de ağacı tanrı yahut tanrıdan ayrılmış bir parça tanıyanlar çok olmuş, ağaçlar üzerine dualar tertiplemişlerdir.


Altay türkleri kayın ağaçlarına taparlardı. Kayın ağacı başka ağaçlardan daha kutsal tanınmıştır. Adına kurbanlar da keserlerdi. Bazı Türk boylarınca (Turçut) adında bir ağaç ve orman tanrıça’sı da vardır. Şamanlar hastaları iyi etmek için gayret ederken yanlarında kayın ağacı da bulundururlardı. Şaman davulunda da kayın ağacının resimleri vardı. Samanlara göre kayın ağacı; büyük tanrı Ülgen tarafından Tanrıça Umay’a gökten gönderildiği için dinî törenlerde çok önem verilirdi.


Abakan Türkleri de dört kutsal kayın ağacının yanında dinî törenlerini yaparlardı. Bu törenler yapılacağı zaman bir tepeye çıkılır, kökleri parçalanmadan yerden çıkarılmış kayın ağaçlan tören yerine dikilir, Kurban kesildikten sonra orada bulunanlar kayın abacının etrafında üç defa dönerler, ateş yakarak kurban etlerini kızarttıktan sonra, bunları kayın ağacının kabuklarından yapılmış kaplara koyarlar, başına toplanarak yerlerdi. Bundan sonra ağaçlar etrafında yine dönerler, tören sona ererdi.


Saman dualarında kayın ağacı için: (Altın yapraklı, yetmiş yapraklı mübarek kayın ağacı) gibi tabirler geçer. Pir inanışa göre de kayın ağacının altmış kökü vardır.


Çam (Fusuk) ve ardıç ağaçları da Türklerde kutsaldı. Altay Türkler’ince kozmik âlemin yaradılışında Kara Han yarattığı bir adaya dokuz dallı bir çam ağacı dikmişti. Bu, dünya üzerinde ilk çamdı. Bu çam tanrıyı temsil ederdi. Kırgızlar akça kavağı, yakut ve Ostiyak’la da kara çamı kutsal tanırlardı. Ardıç dalları ile kadınlar ateşlerini yakar, kötü ruhları kovmak için odaları tütsülerlerdi. Çünkü kötü ruhlar bu ağacın yanık kokusundan hoşlanmazlardı.


Ağaçların başka özellikleri ve vasıfları da vardı: Konuşanağaçlar, koruyucu ağaçlar, şeytan ağaçları, evlenme ağaçları. Doğum ağaçları ve ölüm ağaçları) gibi Oğuz Han bir gün ava gittiği zaman, uzakta bir gölün ortasındaki ağacın dibinde bir kızın oturduğunu gördü, bunu aldı.


Hulin dağının üstünde de iki ağaç vardı ki; bu ağaçlara, nur inmiş, bundan sonra gövdelerinde şişkinlik olmuş, bundan beş çocuk doğmuştu ki en küçükleri Buğu Tekin’dir. Tukyu’lardan, Totuluşa öldükten sonra, oğulları içlerinden birini babalarının yerine seçmek üzere bir ağaç altında toplandılar. Ağaca en çok sıçrayacak olanı seçeceklerdi. Bunların en küçüğü olan Assena hepsinden çok sıçradı, seçilerek A-Hien-Şe adını almıştı.


Başka milletlerin ağaç kültünde görülen hurma, zeytin, defne ve öd ağaçlan, sonraları dinî gelenekler etkisi ile Türkler arasında da az çok yer almıştır.


Ağaçların toplu bulunduğu ormanlar üzerinde de efsaneler vardı ki, (ötüken) ve (Kadırgan) ormanları bunlardandır, ötügen ormanı ile dağının Türk Kitabelerinde de adı geçmektedir. Orhun abidelerinde de ilk Türk’lerin burada yerleştikleri yazılıdır. Türkler buradan ayrılmanın felâket olacağına inanırlardı. Çinliler de bunu bildikleri için Türkleri bu ormandan ayırmaya çok çalışmıştır, ötüğen ormanında geçen maceralar, savaşlar etrafında kahramanlık hikâyeleri de türemiştir, ötüğen ormanları Orhun ırmağı ile Selenga ırmağının arasındadır.


Altaylıların yaradılış efsanelerinde ormanları şeytanlar yaratmıştır. Cengiz dahi sözlerinde (anamız ötüğen) diyorsa da bu ötüğen sözü ile (yer) kast edildidiği ileri sürülür.


Hînli ve Budun ormanları da Türklerin ilk kutsal vatanları sayılmıştır. Hitit’lerin (Ezen-in-pi) denilen meyve bayramları ormanda yapılır. Tanrının heykeli tapmaktan alınarak ormana götürülürdü. Heykeli götüren alay (Tarnui) tapmağı önüne gelince, en büyük kâhin onu karşılardı.