Beş kutsal unsurdan biri olan su; içinde çeşitli ve sayısız hayatı barındırdığı gibi, dünya üzerine gönderdiği insan ve yaratıklar da olmuştur:
Türkler arasında da yaygın efsâneye göre; Yarısı insan vücudu, yarısı balık olan (Oannes), Basra körfesi sularından çıkan insandır: Bunun başı ‘ve sırtı Balıktır. Gündüzleri karaya çıkar, akşama kadar yemeden içmeden yeryüzün-deki İnsanlara bilgi vermeğe çalışır, akşam olunca yine denize girer, geceyi suların altında geçirir. Büyük Tanrı Kumarbi’nin Ullikummi adında bir oğlu olmuştur. Onu, babasının tavsiyesi üzerine, gök ve yer üzerinde tutan Upelluri adındaki devin sağ omuzu üzerine koydular. Bu çocuk Diyorit taşından yapılmıştır. Upelluri’nin omuzu üzerinde, denizin dibinden ve suların içinden yukarı doğru büyümeğe başladı. Az zamanda yükselerek göklere kadar uzandı.
En kıymetli ve cins atlar için de, sudan çıkan bir aygır efsanesi vardır : Bu efsaneye göre, sudan çıkan bir aygır, orada rastladığı bir kısrak ile çiftleşmiş, en cins atlar bunlardan türemiştir ki bu atlar denizleri de yüzerek geçerdi.
Bir efsaneye göre de bir ırmağın suları içinden koyun çıkarmış. Kainatın yaradılışında yalnız Kara Han ile sular vardı. Tatlı sular; yer – su’larla, tuzlu sular da Tiamat ile temsil ediliyordu. Bunlar beraber oldular. Lakhumu ve Lakhamu adında iki büyük yılan türedi.
Ağaçlar Ormanlar
Türkler arasında ağaç kültü de geniş yer almaktadır. Başka milletlerde olduğu gibi, Türklerde de ağacı tanrı yahut tanrıdan ayrılmış bir parça tanıyanlar çok olmuş, ağaçlar üzerine dualar tertiplemişlerdir.
Altay türkleri kayın ağaçlarına taparlardı. Kayın ağacı başka ağaçlardan daha kutsal tanınmıştır. Adına kurbanlar da keserlerdi. Bazı Türk boylarınca (Turçut) adında bir ağaç ve orman tanrıça’sı da vardır. Şamanlar hastaları iyi etmek için gayret ederken yanlarında kayın ağacı da bulundururlardı. Şaman davulunda da kayın ağacının resimleri vardı. Samanlara göre kayın ağacı; büyük tanrı Ülgen tarafından Tanrıça Umay’a gökten gönderildiği için dinî törenlerde çok önem verilirdi.
Abakan Türkleri de dört kutsal kayın ağacının yanında dinî törenlerini yaparlardı. Bu törenler yapılacağı zaman bir tepeye çıkılır, kökleri parçalanmadan yerden çıkarılmış kayın ağaçlan tören yerine dikilir, Kurban kesildikten sonra orada bulunanlar kayın abacının etrafında üç defa dönerler, ateş yakarak kurban etlerini kızarttıktan sonra, bunları kayın ağacının kabuklarından yapılmış kaplara koyarlar, başına toplanarak yerlerdi. Bundan sonra ağaçlar etrafında yine dönerler, tören sona ererdi.
Saman dualarında kayın ağacı için: (Altın yapraklı, yetmiş yapraklı mübarek kayın ağacı) gibi tabirler geçer. Pir inanışa göre de kayın ağacının altmış kökü vardır.
Çam (Fusuk) ve ardıç ağaçları da Türklerde kutsaldı. Altay Türkler’ince kozmik âlemin yaradılışında Kara Han yarattığı bir adaya dokuz dallı bir çam ağacı dikmişti. Bu, dünya üzerinde ilk çamdı. Bu çam tanrıyı temsil ederdi. Kırgızlar akça kavağı, yakut ve Ostiyak’la da kara çamı kutsal tanırlardı. Ardıç dalları ile kadınlar ateşlerini yakar, kötü ruhları kovmak için odaları tütsülerlerdi. Çünkü kötü ruhlar bu ağacın yanık kokusundan hoşlanmazlardı.
Ağaçların başka özellikleri ve vasıfları da vardı: Konuşanağaçlar, koruyucu ağaçlar, şeytan ağaçları, evlenme ağaçları. Doğum ağaçları ve ölüm ağaçları) gibi Oğuz Han bir gün ava gittiği zaman, uzakta bir gölün ortasındaki ağacın dibinde bir kızın oturduğunu gördü, bunu aldı.
Hulin dağının üstünde de iki ağaç vardı ki; bu ağaçlara, nur inmiş, bundan sonra gövdelerinde şişkinlik olmuş, bundan beş çocuk doğmuştu ki en küçükleri Buğu Tekin’dir. Tukyu’lardan, Totuluşa öldükten sonra, oğulları içlerinden birini babalarının yerine seçmek üzere bir ağaç altında toplandılar. Ağaca en çok sıçrayacak olanı seçeceklerdi. Bunların en küçüğü olan Assena hepsinden çok sıçradı, seçilerek A-Hien-Şe adını almıştı.
Başka milletlerin ağaç kültünde görülen hurma, zeytin, defne ve öd ağaçlan, sonraları dinî gelenekler etkisi ile Türkler arasında da az çok yer almıştır.
Ağaçların toplu bulunduğu ormanlar üzerinde de efsaneler vardı ki, (ötüken) ve (Kadırgan) ormanları bunlardandır, ötügen ormanı ile dağının Türk Kitabelerinde de adı geçmektedir. Orhun abidelerinde de ilk Türk’lerin burada yerleştikleri yazılıdır. Türkler buradan ayrılmanın felâket olacağına inanırlardı. Çinliler de bunu bildikleri için Türkleri bu ormandan ayırmaya çok çalışmıştır, ötüğen ormanında geçen maceralar, savaşlar etrafında kahramanlık hikâyeleri de türemiştir, ötüğen ormanları Orhun ırmağı ile Selenga ırmağının arasındadır.
Altaylıların yaradılış efsanelerinde ormanları şeytanlar yaratmıştır. Cengiz dahi sözlerinde (anamız ötüğen) diyorsa da bu ötüğen sözü ile (yer) kast edildidiği ileri sürülür.
Hînli ve Budun ormanları da Türklerin ilk kutsal vatanları sayılmıştır. Hitit’lerin (Ezen-in-pi) denilen meyve bayramları ormanda yapılır. Tanrının heykeli tapmaktan alınarak ormana götürülürdü. Heykeli götüren alay (Tarnui) tapmağı önüne gelince, en büyük kâhin onu karşılardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.