Kartaca’dari Heaperla’nın batısına olan yolculuk kolay geçti. Yalnız İçlerinden Palinoros boğularak öldü.
Bakıcı Heienos, Aineias’a. “Hesperia’ya ayak basar basmaz Kyme’li Sibylle’yi bul. Akıllı bir kadındır. Sana geleceği söyler,” demişti. Troia’lı kahraman, Helenos’un dediği gibi yaptı. Karaya ayak basar basmaz gidip Sibylle’yi buldu. Sibylle, “Geleceği öğrenmek için yeraltına inmen gerekiyor,” dedi. “Orada, atlattığınız büyük fırtınadan önce ölen baban Ankhises’in ruhunu bulacaksın. O, sana öğrenmek İstediğin şeyleri söyler.”
Ankhises’in oğlu, Trolalı kolaydır Avemus gölünden inmek,
Gece gündüz açık durur kapılan Hades’in,
Ama çıkmak için yeryüzüne yeniden.
Başına neler gelir, bilemezsin.
Aineias İsterse, Sibylle onunla birlikte Hades’e inecekti. Ama daha önce Troia’lının altın bir dal bulması gerekiyordu; o olmadan yeraltına giremezlerdi.
Ankhises’in oğlu, babasının ruhuyla konuşabilmek için her şeyi yapmaya razıydı. Yanına arkadaşı. Akhates’i alarak altın dalı bulmaya çıktı. Bir süre umutsuzluk içinde dolaştılar. Derken Aphrodite’nin kumrularından ikisi belirdi önlerinde. Troia’lılan arkalarından sürükleyerek küçük bir koruya götürdüler. Korudaki ağaçlardan biri altın gibi parıldıyordu uzaktan, Aineias ile arkadaşı, yaklaşınca dalların som altından olduğunu gördüler. Birini koparıp hemen Sibylle’nin yanma döndü Aineias. Korkunç yolculuğu bir an önce yapıp bitirmek istiyordu.
Başka kahramanlar da Hades’e inmişti. Odysseus, hortlakları görünce biraz ürpermişti; ama Herakles’in, Orpheua’un, Polluks’un kılları bile kıpırdamamıştı. Psykhe bile inmişti yeraltına. Geri dönenlerin anlattıklarına bakılırsa, Hades pek öyle sanıldığı kadar korkunç bir yer değildi.
Ama bir kere de Aineias’a sormalı. Troialı kahramanın bacakları korkudan birbirine dolaştı. Akla gelebilecek ne kadar tehlike, ne kadar garip yaratık varsa hepsi Hades’te toplanmıştı. Neyse, hiçbiri Aineias’a bir şey yapmadı.
Kısa sayılmayacak bir yolculuktan sonra Akheron’un Kokytos’la birleştiği yere vardılar. Kıyıda binlerce ölü bekliyordu. Hep bir ağızdan, kayıkçı Kharon’a yalvarıyor, kendilerini karşıya geçirmesini söylüyorlardı. Kharon, içlerinden bazılarını alıyordu kayığına; bazılarını da kıyıda bırakıyordu. Kıyıda kalanlar, gerektiği gibi gömülmeyenlerdi. Hades’e girmeden önce tam yüz yıl acı içinde dolaşıp durmaları gerekiyordu.
Kharon, az kalsın iki canlıyı da kayığına almayacaktı. “Ben yalnız ölüleri geçiririm karşıya, dirileri değil.” dedi. Ama altın dalı görünce kayığıyla onları karşı kıyıya, Hades’e götürdü. Orada üç başlı, ejder kuyruklu köpek çıktı karşılarına. Sibylle, Psykhe’nin yapmış olduğu şeyi yaparak Kerberos’a yemek verdi. Üç başlı canavar da Aineias ile kılavuzuna dokunmadı.
İki ölümlü, Tas Tarlalarına varmışlardı artık. Orada, aşk yüzünden kendilerini öldürmüş insanlar oturuyordu. Aineias, ölüler arasında Dido’yu gördü. Hemen yanma koştu onun; ağlayarak, “İsteyerek bırakmadım seni, Zeus’un buyruğuyla bıraktım,” dedi. Dido, mermer bir heykel kadar sessizdi. Ağzını açıp tek kelime söylemedi eski sevgilisine.
Yas Tarlaları’nda pek kalamadılar. Yapılacak İşleri vardı daha. Bir süre yürüdükten sonra iniltiler, çığlıklar, haykırışlar geliyordu. Aineias’ın korktuğunu gören Sibylle, “Korkma.” dedi, “elindeki dalı ver bana.” Altın dalı alıp yolun başlangıcındaki duvara astı. Artık kimse bir şey yapamazdı kendilerine. “Bu yolun sonunda Rhadamanthys vardır,” dedi Sibylle. “Yaşarken kötülük yapmış olan ölüleri yargılar. Sağdaki yol ise Elysion kırlarına gider. Orada oturanlar, iyi kişilerdir. Biz oraya gideceğiz. Baban, Elysion kırlarında..”
Ankhises’i bulmak zor olmadı. Baba-oğul kucaklaşıp öpüştüler, geçmiş günleri konuştular. Aineias, “Buraya senden geleceği, öğrenmek için geldim,” dedi babasına. “öyleyse Lethe’ye gidelim,’’ dedi Ankhises. Sonra oğlunu Unutuluş ırmağının kıyılarına götürdü önce ırmağın suyundan içirdi Aineias’a, sonra, “Geleceğin çok parlak dedi, yeni bir şehir kuracaksın. Bu şehir, zamanla büyük bir ülke olacak. Bütün düşmanlarını yenip arkadaşlarını başarıya ulaştıracaksın, öldükten sonra yeryüzünde saygıyla anılacak adın…”
Oğluna, ileride ne yapması gerektiğini söyledi; ırmağın sularında neler gördüğünü anlattı. Ayrılma zamanı gelince, baba-oğul sevinçle kucaklaştılar. Simdi ayrılacaklardı, ama ne çıkar. Bir süre sonra Elysion kırlarında birbirlerine kavuşacaklardı ya. Aineias, Sibylle’yle yeryüzüne çıktı yine. Hemen gidip arkadaşlarını buldu. Ertesi sabah, yelken açıp yeni ülkelerini aramaya başladılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.