4 Nisan 2016 Pazartesi

Viyana Kuşatması Yazışmalarından Bir Derleme

Allah saklasın, bizi tepelerlerse, o zaman İskender köprüsü üzerinden geçip Viyana’yı kurtarmak için Orduyu Hümayun üstüne yürüyeceklerdir. Polom ya Kıralı Sobieski denilen melun, yanında kendisine bağlı Büyük Litvanya ve Küçük Litvanya hetmanları olduğu halde, atlı yaya otuz beş bin Polonya gâvuruyla Viyana’yı kurtarmak için yürüyüşe geçmiş bulunmaktadır.”


Bu mektup kendisine okununca Sadrazam öfkelendi: “Viyana’yı kurtaracağız diye gelenleri ben zaten biliyorum!” diye bağırdı. “Hepsi üç dört bin PolonyalI ile beş on bin Alman değil mi? Ne çıkar bundan?” Hüseyin Paşaya bir ferman gönderip, bütün gayretini göstererek ve bütün sakınma çarelerine başvurarak emrindeki İslâm askeriyle Tuna’nın karşı kıyısından Viyana’nın hizasına gelmesini, burada Tuna’yı geçip Orduyu Hümayuna katılmasını bildirdi. Ayrıca “Beş on bin atlı askeri sizi korumaları için gönderiyorum, bunlar Komorn adası üzerinden derhal yola çıkacaklardır” diye yardım vaadinde bulundu.


Bu cevabını kağıda yazıp gönderirken, aynı anda Hanın oğlu Alp Giray Sultana da on bin Tatarla Hüseyin Paşa’nın yardımına koşmasını emretti. Fakat Alp Giray bütün yükleriyle birlikte sadece altı yüz Tatarı yanına alıp Gran köprüsünden geçti. Ancak yanlarında götürdükleri bir sürü tutsak ve yığınla ganimet yüzünden yürüyüşleri aksadığı için, Tatarlarının yarısını ayırıp ganimetlerle birlikte Uyvar’a yolladı. Bu şekilde Serasker Hüseyin Paşa’nın ordusuna katılan yardımcı kuvvetin hepsi üç yüz kişi oldu.


Bu sırada ele geçirilen tutsaklar Hüseyin Paşaya karşı savaşmış olan gâvur ordusunun boğazdan çekilip, Viyana’nın yukarısındaki İskender Köprüsüne gittiğini haber verdiler. Durum görüşülüp tartışıldıktan sonra, daha başka imdat gelir umuduyla Sadrazamın buyruğu gereğince 14 Ağustosta yola çıkıldı. Tököly İmre, Pressburg kalesi önünden Tuna kıyısı boyunca yürüyüşe geçti. Serasker Hüseyin Paşa ise Slovakya’nın içine dalıp Beyaz Alpler denilen sıradağları aştı.


Daha hiçbir İslâm gazisinin ayak basmadığı yerlerden geçti. Köyleri, kasabaları, kale ve palankaları yaktı; kadınları ve çocukları tutsak edip erkekleri kılıçtan geçirdi. Yürüyüşün sekizinci gününde Morava ırmağını geçip, suyun öte yakasında Tököly İmre’yi beklemek üzere konakladı.


Ertesi gün, yani 24 Ağustos Salı günü, iki yürüyüş kolu yapıldı. Bir kol dağ yolundan, öteki kol kıyı boyundan yola çıktı. Giderken rastladıkları bütün köyleri yakıp yıkarak ikindi üzeri Viyana’nın hizasına gelindi. Daha önce gâvur taburunun ordugâhının bulunduğu adada bir süre konaklamak üzere çadır kuruldu. Hüseyin Paşa birliklerini ırmağın beri yakasından seyreden Sadrazam ile Orduyu Hümayun askerleri onları alkışlayıp övdüler.


Bu sırada Alp Giray Sultan’ın Tatarları bir çapuldan dönerek yanlarında tutsak getirdiler. Tutsakların anlattığı şöyleydi: “İskender Köprüsü’ne çekilen Alman ordusu sizin buralara geldiğinizi haber alınca, geri dönüp arkanızdan yürüdü. Şu anda savaş düzenine girip toplarını dizmiş, döğüşe hazır bir halde buradan pek uzakta bulunmayan bir dağa sırt vermiş olarak beklemektedirler.


Haberin doğruluğunu incelemek üzere birkaç serhatle gönderildi. Bunlar da verilen haberi doğrulayınca, İslâm gazileri telâşa kapılıp geri dönmek istediler. Fakat Serasker Hüseyin Paşa, Abaza soyundan gelme gözü pek ve dürüst bir adam olduğundan onlara verdiği karşılıkta “Sadrazama karşı dönüp gitmek gibi bir hareketin sorumluluğunu üzerime alamam. Bu düşmanla karşılaşıp savaşmadan da bir yere gitmem!” dedi.


Bu sırada daha önce Komorn adasında durmuş olan otuz bin gâvur askeri de çıkageldi. Böylece Hüseyin Paşa askeriyle birlikte iki düşman arasında kaldı. Sadrazam ise onları kendi hallerine bıraktı. İmdat gönderirim diye verdiği sözü tutmadı. Bunca askerin kanlarını akıtmasına engel olmak yolunda tek parmağını bile kımıldatmadı.


Böylece beş ya da altı bin asker, savaşı peşin peşin kaybetmiş bir halde seksen bin gâvurla karşı karşıya geldi. Ancak onlar için başka bir çıkar yol da kalmamıştı. Bahtlarının kapanmış olduğunu bildikleri halde, kadere boyun eğip atlara bindiler. At üzerinde savaş meclisi kurup şu karara vardılar: “Üç yanımızdan düşman ve dördüncü yanımızdan da suyla çevrilmişiz. Bizim için artık hiç bir kurtuluş umudu kalmamıştır. Ölenimiz şehit, sağ kalanımız gazi olur. O halde, bırakalım da dünyada ve ahrette adımız şanla şerefle anılsın!” Düşmanla çarpışma kararım bu şekilde verdiler.